
Türkiye’de son iki yıldır yaşanan gelişmeleri yan yana koyduğumuzda, aslında çok önemli bir dönemin içinden geçtiğimizi görüyoruz.
Bir tarafta yıllardır devam eden PKK meselesinin sona erdirilmesi için atılan adımlar, diğer tarafta DEM Parti’nin yürüttüğü temaslar, Abdullah Öcalan’ın açıklamaları ve Meclis’te başlayan çalışmalar…
Bunlara Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki gelişmeleri ve Suriye’deki Kürt meselesini de eklediğimizde ortaya geçmişten oldukça farklı bir tablo çıkıyor.
Bence bugün artık meseleyi sadece “PKK silah bırakacak mı, bırakmayacak mı?” sorusuyla değerlendirmek yeterli değil.
Çünkü silahların bırakılmasından sonrası daha önemli.
Asıl mesele bundan sonra ne olacak?
Önceki süreçten farklı bir tablo var
Türkiye daha önce de çözüm süreci yaşadı. 2013’te başlayan süreç 2015’te sona erdi ve ardından yeniden çatışmalı dönem başladı.
Bugünkü süreç ise bana göre geçmiştekinden bazı önemli noktalarda ayrılıyor.
Bu kez sürecin başlangıcında Devlet Bahçeli’nin yaptığı çıkış var.
1 Ekim 2024’te Meclis’te DEM Parti sıralarına giderek milletvekilleriyle tokalaşması, ardından Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrı ve sonrasında gelişen olaylar Türkiye’de yeni bir dönemin kapısını açtı.
Başlangıçta birçok kişi bunun nereye gideceğini kestiremedi.
Fakat aradan geçen sürede görüldü ki bu sadece bir siyasi mesaj değildi.
Devletin farklı kurumları da sürecin içinde yer almaya başladı.
Daha sonra mesele Meclis’e taşındı ve “Terörsüz Türkiye” başlığı altında yeni bir çerçeve oluştu.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu:
Bu defa devlet, süreci yalnızca siyasi görüşmeler üzerinden değil, hukuki ve kurumsal bir zemine oturtmaya çalışıyor.
Bu önemli bir fark.
Peki Kürt meselesi çözüldü mü?
Hayır.
Bence burada çok büyük bir yanılgıya düşmemek gerekiyor.
PKK’nın silah bırakması Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin sona ermesi anlamına gelebilir. Fakat bu, Kürt meselesinin bütün boyutlarının çözüldüğü anlamına gelmez.
Çünkü Kürt meselesi sadece PKK’dan ibaret değil.
Kürtlerin demokratik siyasetteki yeri, siyasi temsil, yerel yönetimler, ana dil, hukuk, özgürlükler ve devletle kurulan ilişkinin niteliği gibi çok daha geniş bir alan var.
Dolayısıyla bundan sonraki süreçte asıl tartışmanın buraya kayacağını düşünüyorum.
Silahlar susarsa, geriye siyaset kalacak.
Ve siyaset konuşulmaya başladığında bugüne kadar ertelenen birçok konu yeniden gündeme gelecek.
Devlet ne istiyor, Kürt siyaseti ne istiyor?
Burada aslında çok açık bir beklenti farkı var.
Ankara açısından öncelik belli:
Silahların tamamen ortadan kalkması ve Türkiye’nin güvenlik sorununun sona ermesi.
Kürt siyasi hareketi açısından ise mesele biraz daha farklı.
Onlar silahların bırakılmasının ardından demokratik siyasetin önünün açılmasını ve bunun hukuki güvenceye kavuşmasını istiyor.
Son günlerde yapılan açıklamalara baktığımızda bu beklentiyi açıkça görmek mümkün.
Tuncer Bakırhan’ın yaptığı son açıklamalarda, dönüşlerin başlaması için hukuki mekanizmaların netleşmesi gerektiği vurgulanıyor.
Pervin Buldan da ekim ayının önemli gelişmelere gebe olabileceğini söylüyor.
Yani artık taraflar birbirlerinden somut adım bekliyor.
Bence sürecin en hassas noktası da burası.
Çünkü biri “önce silahlar tamamen bırakılsın” derken, diğeri “silah bırakan insanların yarın ne olacağı belli olsun” diyor.
Bu iki beklentinin aynı anda karşılanması gerekiyor.
Irak Kürdistanı neden bu kadar önemli?
Bana göre son dönemde gözden kaçırılmaması gereken konulardan biri de Irak Kürdistan Bölgesi.
Türkiye’nin Erbil ile ilişkileri son yıllarda önemli ölçüde değişti.
Ekonomik ilişkiler zaten vardı. Fakat bugün siyasi ilişkilerin de daha fazla önem kazandığını görüyoruz.
Neçirvan Barzani ve Mesud Barzani’nin Türkiye ile ilişkileri, sadece Irak’ın iç siyaseti açısından değerlendirilemez.
Çünkü artık Türkiye’nin Kürt meselesi ile bölgedeki Kürt aktörleri arasında doğrudan bir ilişki var.
Ankara’nın Erbil ile yakınlaşması bana göre tesadüf değil.
Türkiye bir taraftan PKK meselesini bitirmeye çalışırken, diğer taraftan Irak Kürdistan Bölgesi’ni bölgesel istikrar açısından önemli bir ortak olarak görüyor.
Bu yeni yaklaşımın önümüzdeki yıllarda daha da belirginleşeceğini düşünüyorum.
Suriye ise bütün hesabı değiştirebilir
Türkiye açısından en zor dosyalardan biri de Suriye.
Çünkü Suriye’deki Kürtlerin durumu, Türkiye’nin kendi Kürt meselesinden tamamen bağımsız değil.
YPG ve DSG’nin geleceği, Şam yönetimiyle ilişkileri ve Suriye’nin nasıl bir siyasi yapıya kavuşacağı Türkiye açısından çok önemli.
Eğer Suriye’deki Kürt yapılanması merkezi devlet içerisinde bir statüye kavuşur ve Şam ile anlaşma kalıcı hale gelirse, Türkiye’nin güvenlik kaygılarının önemli bir kısmı azalabilir.
Bu da Türkiye’deki sürecin önünü açabilir.
Ama Suriye’de yeniden büyük bir çatışma yaşanırsa, bunun Türkiye’deki süreci de etkilememesi mümkün değil.
Bu nedenle bana göre Ankara artık Kürt meselesine sadece Türkiye sınırları içerisinden bakmıyor.
Irak, Suriye ve Türkiye birbirinden ayrı üç dosya olmaktan çıkıyor.
Öcalan’ın rolü meselesi
Bir başka önemli konu da Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolü.
Burada da ilginç bir durum var.
Türkiye bir taraftan PKK’nın silahlı yapısının sona ermesini istiyor. Diğer taraftan silah bırakma sürecinin gerçekleşmesinde Öcalan’ın etkisi devam ediyor.
DEM Parti’nin İmralı görüşmelerinden sonra yaptığı açıklamalarda da Öcalan’ın sürecin devamında rol üstlenmesinin istendiği görülüyor.
Bunun Türkiye açısından kolay bir konu olmadığını düşünüyorum.
Çünkü bir yandan hukuk var, diğer yandan sürecin pratik gerçekleri var.
Öcalan’ın rolü nasıl tanımlanacak?
Silah bırakma tamamlandıktan sonra rolü ne olacak?
Bu rol hukuki bir çerçeveye oturtulacak mı?
Bunların cevapları henüz tam olarak verilmiş değil.
Ama belli ki bu konu önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacak.
En büyük tehlike ne?
Ben sürecin önündeki en büyük tehlikenin yeniden silahlı çatışmaya dönülmesi kadar, belirsizlik olduğunu düşünüyorum.
Çünkü uzun süren belirsizlik toplumdaki güveni azaltır.
Bir taraf “Biz üzerimize düşeni yaptık ama karşılığını göremiyoruz” demeye başlarsa, diğer taraf da “Henüz yeterli güven oluşmadı” derse süreç yavaşlar.
Sonra herkes karşı taraftan adım beklemeye başlar.
Böyle bir durumda süreç sessizce tıkanabilir.
Bu nedenle önümüzdeki aylarda atılacak somut adımlar çok önemli.
Bence asıl sınav şimdi başlıyor
Türkiye’nin önünde gerçekten tarihi bir fırsat var.
Eğer PKK meselesi kalıcı olarak sona erdirilebilirse, Türkiye 40 yılı aşkın süredir devam eden büyük bir sorundan kurtulabilir.
Ama bunun kalıcı olması için yalnızca silahların susması yetmez.
Silahların bıraktığı boşluğu siyaset doldurmalı.
Siyasetin olduğu yerde hukuk olmalı.
Hukukun olduğu yerde de herkes kendisini güvende hissetmeli.
Kürt meselesinin çözümü bana göre tam da burada yatıyor.
Türkiye’nin önümüzdeki dönemde sadece “terörsüz Türkiye” hedefini değil, demokratik siyasetin güçlendiği bir Türkiye hedefini de tartışması gerekiyor.
Çünkü Kürt meselesini sadece güvenlik meselesi olarak görürsek, bir süre sonra aynı tartışmanın başka bir biçimde yeniden karşımıza çıkması mümkün.
Ama mesele demokratik siyaset, hukuk ve eşit vatandaşlık üzerinden ele alınırsa, o zaman gerçekten yeni bir sayfa açılabilir.
Bugün gelinen noktaya baktığımda benim gördüğüm şu:
Türkiye’de bir kapı açıldı.
Fakat o kapıdan içeri girilip girilmeyeceği henüz belli değil.
Silahların bırakılması önemli.
Ama asıl tarih, silahlar sustuktan sonra yazılacak.
Çünkü o zaman herkes şu sorunun cevabını vermek zorunda kalacak:
Türkiye Kürt meselesini gerçekten çözmek mi istiyor, yoksa sadece PKK sorununu mu bitirmek istiyor?
Bence önümüzdeki dönemin en önemli sorusu bu olacak.



