AnalizMakaleler

Bypass Değil İttifak: Türkler, Kürtler ve Özgürlükçü Bir Ortadoğu

Ortadoğu yeniden şekillenirken Türkiye’nin önündeki temel tercih açıktır: Kürtleri ve Kürdistan’ı aşılması gereken bir güvenlik sorunu olarak görmek ya da hak, hukuk, karşılıklı çıkar ve özgürlük temelinde tarihsel bir ittifak kurmak.

Kürtler bölgenin tali bir unsuru değil; Türkiye, Irak, İran ve Suriye’nin geleceğini doğrudan etkileyen asli halklardan biridir. Enerji yolları, ticaret koridorları ve güvenlik düzenleri Kürt coğrafyasını kullanırken Kürtlerin siyasi iradesini, ekonomik haklarını ve milli çıkarlarını dışlayamaz.

İnkâr Üzerine Gelecek Kurulamaz

Türkiye, Takrir-i Sükûn ve Şark Islahat Planı’yla somutlaşan güvenlikçi, inkârcı ve aşırı merkezîyetçi politikaların Kürt meselesini ortadan kaldırmadığını yüz yıllık ağır bir tecrübeyle gördü. Bu yaklaşım, devlete kısa vadeli kontrol sağlasa da uzun vadede çatışma, güvensizlik ve büyük bir toplumsal kopuş üretti.

Türklük, Kürtlüğün zıddı veya panzehiri değildir. Türk kimliği Kürt kimliğinin inkârına ihtiyaç duymadığı gibi Kürtlerin milli varlığını savunması da Türklerin güvenliğine yönelik doğal bir tehdit değildir.

Türkler ile Kürtler, devletlerin ve ideolojik merkezlerin sonradan ürettiği düşmanlık anlatılarından daha eski ve daha derin bir toplumsal hafızaya sahiptir. Aynı şehirleri, pazarları, inanç alanlarını, aşiret ve akrabalık bağlarını, göç yollarını, müziği, mutfağı ve ortak hayat tecrübesini paylaşmışlardır.

Bu doğal sosyolojik yakınlık, resmî tarihlerin tahrif ettiği hafızadan daha güçlüdür. Yeni ittifak, toplumların gerçek hafızasını devletlerin ve örgütlerin tekçi anlatılarından özgürleştirmekle mümkün olacaktır.

Sentetik Tekçilik Aşılmalıdır

Kemalizm ile PKK ve Öcalan merkezli Apoist ideoloji aynı tarihsel kaynaktan doğmamış, aynı güce sahip olmamış ve aynı hukuki sorumluluğu taşımamıştır. Ancak her iki yaklaşım da farklı dönem ve araçlarla toplumu tek bir merkezden biçimlendirme, çoğulculuğu sınırlama ve bireyi kolektif bir ideolojik kimliğe tâbi kılma eğilimi göstermiştir.

Kemalist devlet anlayışı Kürtleri homojen bir ulus projesi içinde görünmezleştirmeye çalışırken Apoist yapı da Kürt siyasetini tek lider, tek örgüt ve tek ideolojik doğrultu altında temsil etme iddiasında bulunmuştur.

Biri devleti toplumun üzerinde kutsarken diğeri örgütü halk iradesinin yerine koymuştur. Biri Kürt kimliğini reddederken diğeri Kürtlerin çoğulcu, bağımsız ve sivil siyaset geliştirme alanını daraltmıştır.

Türkiye’nin ve Kürtlerin özgür geleceği, bu sentetik tekçi siyasetlerin tarihin çöplüğüne bırakılmasıyla kurulabilir. Devletin veya örgütün kutsandığı değil, insanın, özgürlüğün ve hukukun esas alındığı yeni bir siyasal anlayışa ihtiyaç vardır.

Erdoğan Döneminde Açılan Kapı

Erdoğan döneminde, bütün eksikliklere ve daha sonra yaşanan gerilemelere rağmen, geleneksel Kürt politikasında önemli bir kırılma yaşandı. Kürt kimliği daha açık biçimde tanındı, çözüm süreci başlatıldı ve Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesi arasında doğrudan siyasi, ekonomik ve enerji ilişkileri geliştirildi.

Bu dönem, Türkiye ile Kürtlerin birbirlerini zayıflatmadan da kazanabileceklerini gösterdi. Türkiye ekonomik ve diplomatik nüfuz elde ederken Kürdistan Bölgesi dış dünyaya açılma ve bölgesel meşruiyet kazanma imkânı buldu.

Ancak süreç kurumsal ve hukuki güvenceye dönüştürülemedi. Devlet içindeki eski merkezîyetçi reflekslerle PKK merkezli silahlı vesayet birbirini yeniden besledi. Devlet baskısı silahlı siyasete gerekçe üretirken silahlı siyaset de devletin güvenlikçi politikalarını meşrulaştırdı.

Yeni dönemin görevi bu karşılıklı bağımlılığı sona erdirmektir.

Terörsüz Türkiye yalnızca silahların susması değil, demokratik siyasetin özgürleşmesidir. Terörsüz Kürdistan ise Kürtlerin milli haklarından vazgeçmesi değil; parti ordularından, lider kültlerinden, dış devletlerin müdahalelerinden ve silahlı ideolojik vesayetten kurtulmasıdır.

Bağımsız Kürdistan Mutlak Bir Tehdit Değildir

Türkiye, bağımsız bir Kürdistan ihtimalini kendi varlığına yönelmiş değişmez bir tehdit olarak değerlendirmemelidir. Barışçıl, demokratik, müzakere edilmiş ve uluslararası meşruiyete sahip bir süreç sonunda böyle bir devlet ortaya çıkarsa Türkiye’nin rasyonel çıkarı onu düşmanlaştırmak değil, stratejik bir müttefik olarak kazanmaktır.

Türkiye, bağımsız bir Kürdistan’ın vesayetçisi değil; egemenliğine saygı gösteren en güçlü siyasi, ekonomik ve güvenlik ortaklarından biri olabilir.

Dost ve istikrarlı bir Kürdistan;

Türkiye’nin Irak ve Körfez’e açılan güvenli kapısı, enerji ve lojistik ortağı, sınır güvenliğinin destekçisi ve bölgedeki milis yayılımına karşı denge unsuru olabilir.

Asıl güvenlik, komşuyu zayıflatmaktan değil, komşuyla gönüllü ve karşılıklı yarar üreten bir ittifak kurmaktan doğar.

Çağdaş Bir İdris-i Bitlisî Yaklaşımı

Türkler ile Kürtler arasındaki yeni ilişkinin tarihsel referanslarından biri, İdris-i Bitlisî’nin oluşmasına katkıda bulunduğu Osmanlı–Kürt mutabakatıdır. Bu tarihsel düzen bugünün demokrasi, eşit vatandaşlık ve egemenlik anlayışını karşılamaz ve aynen tekrar edilemez.

Fakat karşılıklı tanıma, yerel iradeye saygı, ortak güvenlik ve gönüllü siyasi iş birliği ilkeleri çağdaş hukuk temelinde yeniden yorumlanabilir.

Yeni bir İdris-i Bitlisî yaklaşımı hiyerarşi veya vesayet değil; Türkler ile Kürtlerin birbirlerinin varlığını güvence olarak gördüğü özgürlükçü bir ortaklık olmalıdır.

Bu modelin temeli devlet aklı kadar toplumsal akıl; güç kadar hukuk; çıkar kadar hakkaniyet olmalıdır. Kürtlerin siyasi iradesine saygı göstermeyen bir Türkiye–Kürt ilişkisi ittifak değil bağımlılık üretir. Türkiye’nin güvenliğini dikkate almayan bir Kürt siyaseti ise kalıcı bölgesel ortaklık kuramaz.

Irak, İran ve KRI’nin Geleceği

Irak’ın geleceği Kürdistan Bölgesi’nin anayasal haklarını daraltmakta değil, mevcut federal anayasayı dürüst biçimde uygulamaktadır. Bağdat, KRI’yi bütçe, petrol ve güvenlik araçlarıyla zayıflatarak güçlü bir Irak kuramaz.

KRI de iki ayrı yönetim, iki ayrı güvenlik sistemi ve rekabet eden dış politika merkezleriyle milli çıkarlarını koruyamaz. Tek Peşmerge, tek hazine, tek enerji politikası ve ortak diplomatik temsil artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Süleymaniye’nin dışlanması değil, ortak kurumların dışında gelişen paralel parti-devlet yapılarının sona erdirilmesi gerekir. Erbil, Duhok, Süleymaniye ve Halepçe aynı milli iradenin ve aynı kurumsal düzenin parçaları olmalıdır.

İran’ın geleceği de Kürtleri, Azerileri, Beluçları, Arapları ve diğer halkları bastıran katı merkezîyetçilikle güvence altına alınamaz. Demokratik, çoğulcu ve ademimerkeziyetçi bir İran hem kendi halklarının hem de bölgenin çıkarınadır.

Yeni Ortadoğu’da devletlerin bütünlüğü, halkların inkârıyla değil, özgür rızası ve adil ortaklığıyla korunabilir.

Özgürlükçü Bir Gelecek

Türkiye, Kürtleri ve Kürdistan’ı enerji hatlarından, Kalkınma Yolu’ndan veya siyasi karar mekanizmalarından bypass etmeye çalışmamalıdır. Kürt coğrafyasını kullanırken Kürtleri gelirden, ticaretten ve karar süreçlerinden dışlayan her proje gelecekte yeni krizler üretir.

Türkler ile Kürtler arasındaki tarihsel ittifak ancak cesur, liberter ve özgürlükçü bir siyasetle yeniden kurulabilir.

Bu siyaset;

devleti insanın üzerinde görmemeli, kimliği zorla tanımlamamalı, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü güvence altına almalı, yerel iradeye saygı göstermeli ve hiçbir devletin, partinin, örgütün veya liderin toplum adına mutlak hak iddia etmesine izin vermemelidir.

Kapsayıcı bir kazan-kazan düzeninde Türkiye güvenlik, ticaret ve bölgesel etki kazanır. Kürtler kimliklerini, siyasi iradelerini ve milli haklarını güvence altına alır. Irak federal sistemini güçlendirir, İran ise barışçıl bir demokratik dönüşüm imkânı bulur.

Türkiye Kürtlerin inkârı üzerinden geleceğini sürdüremez. Kürtler de tekçi ideolojiler, lider kültleri, iç bölünmeler ve silahlı vesayet altında özgür bir milli gelecek kuramaz.

Yeni Ortadoğu’nun anahtarı, kimin kimi tasfiye edeceği değil; Türkler ile Kürtlerin tahrif edilmemiş tarihsel ve kültürel hafızalarını yeniden keşfederek özgürlük, hukuk ve karşılıklı saygı temelinde ortak bir gelecek kurabilmesidir.

Jîndar Ax

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu