Ortadoğu

Suriye’de ÖSO’nun yerini HTŞ mi alıyor?

Türkiye’de Erdoğan iktidarı Suriye’de Kürtlere karşı yeni bir operasyona hazırlanırken Türkiye destekli ÖSO gruplarının işgali altındaki bölgelerde dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor.

Erdoğan yönetiminin ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) adı altında bir araya getirdiği cihatçı gruplarla birlikte düzenlediği Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonlarında ele geçirdiği bölgeler, haziran ayının ilk günlerinde Afrin’den başlayıp Azez, Mare, El Bab ve Cerablus’a kadar yayılan gösterilere sahne olmuştu. Elektrik zamlarına ve hayat pahalılığına karşı başlayan gösteriler giderek Türkiye’deki Erdoğan yönetimini protesto eylemlerine dönüştüğünü söyleyen Karadaş, Erdoğan’ın her fırsatta “Esed zulmünden kurtarmak ve özgürleştirmek” ile övündüğü bu bölgelerdeki eylemlerde “Suriye özgürdür, Türkiye dışarı!” sloganları atılmıştı, bilgisini paylaştı.

Evrensl yazrı Karadaş’ın köşesindeki yazısısnın öne çıkan açıklamalararı şöyle:

Bu gösteriler; Hatay, Kilis, G. Antep valilikleri tarafından yönetilip “Huzur ve refaha kavuşturulduğu” propagandası yapılan bölgelerdeki vahim durumu gözler önüne sermişti.

Daha da önemlisi bu protestolar, Erdoğan’ın bölgeye 1 ile 2 milyon arasında mülteci yerleştirme planının öyle kolay uygulanamayacağını da göstermişti -ki, Afrin’deki eylemlerde “Afrin Nüfus Müdürlüğü”nün basılması bu bakımdan dikkat çekiciydi.

ÖSO gruplarının kontrolüne bırakılan bu bölgelerde yaşanan olayların Kürtlere karşı yeni bir operasyon yapılacağını ilan eden ve bu konuda ABD ve Rusya ile pazarlıklar yapan Erdoğan’ı fazlasıyla rahatsız ettiğine şüphe yok!

İşte tam da “Acaba Erdoğan yönetimi bu protestolara nasıl yanıt verecek?” sorusunun sorulduğu bir dönemde el Kaide’nin Suriye kolu el Nusra’nın devamcısı  olan ve BM’nin “terör örgütleri listesi”nde yer alan HTŞ (Heyet Tahrir el Şam) Afrin’e yönelik bir operasyon başlattı. Yerel kaynaklar Afrin’in güneyinden operasyon başlatan HTŞ’nin birçok köyü ve Cinderes kasabasını kontrol altına aldığını bildiriyor.

Erdoğan, Rojava’ya karşı Tel Rıfat ve Menbic merkezli yeni bir operasyon yapılacağını açıkladığında bu operasyona hazır olduklarını ilan eden ÖSO gruplarının HTŞ’nin Afrin’e ilerleyişi karşısında hiçbir ciddi direnç göstermeden çekilmeleri akıllara yeni soruları getiriyor diyen Karadaş devamında; “çünkü Erdoğan iktidarı, büyük oranda HTŞ’nin kontrolü altında bulunan İdlib’de Türk askerini Suriye ve Rusya’nın olası operasyonlarına karşı kalkan yapmışken örgütün Afrin’de tek taraflı olarak böyle bir hamleye yönelmesi pek olanaklı görünmüyor.” değerlendirmesini yapıyor.

Zaten Kürt güçleri söz konusu olunca en küçük bir tacize bile şiddetli bir karşılık veren Erdoğan yönetiminin HTŞ’nin bu ilerleyişi karşısında bugüne kadar sessiz kalması da bu hamleden habersiz olmadığını gösteriyor. Ayrıca ÖSO adı altında bir araya getirilmiş bulunan cihatçı grupların HTŞ’ye kolayca biat etmeleri de bu gruplar ile HTŞ arasında özde bir fark olmadığını ortaya koyuyor.

Erdoğan yönetiminin, HTŞ’nin Afrin’de ÖSO gruplarının kontrolündeki bölgeleri ele geçirmesine sessiz kaldığına göre; burada şu soruyu sormak gerekiyor: HTŞ’nin harekete geçmesinin/geçirilmesinin arkasında hangi hesaplar bulunuyor?

Bu sorunun yanıtı bakımından birkaç noktaya dikkat çekmek gerekiyor.

Birinci olarak, işgal edilen bölgelere yerleşen/yerleştirilen ÖSO gruplarının kendi aralarında da çıkar mücadelesi yaşanıyor ve bu mücadele zaman zaman bu gruplar arasında silahlı çatışmalara dönüşüyor. Bu çetelerin yağma, cinayet, tecavüz, işkence, insan kaçırma ve fidyecilik gibi kabarık bir suç dosyası bulunuyor. 2018’deki Afrin operasyonu sırasında bazı grupların ganimetçi bir anlayışla hareket ettiklerini Erdoğan da kabul etmişti.

İşte böylesi bir tabloda HTŞ’nin son olayların da merkezi olan Afrin’in güneyine yerleşmesi/yerleştirilmesi, her şeyden önce Erdoğan yönetiminin ÖSO gruplarına hizaya gelmeleri konusunda yaptığı bir uyarı olarak anlam kazanıyor.

İkinci olarak, Erdoğan’ın Tel Rıfat’ı yeni operasyonun ilk hedefi olarak ilan ettiği bir süreçte HTŞ’nin Tel Rıfat’ı tehdit edebilecek noktalara yerleştirilmesi, bu operasyon hedefinden bağımsız değildir. HTŞ’nin Tel Rıfat’ı ve devamında Halep’i tehdit edebilecek bir konuma getirilmesinin arkasındaki hesabın sadece Kürtlerle de sınırlı olmadığına işaret etmek gerekiyor. Çünkü yeni olası operasyonuna hem ABD ve hem de Rusya açıktan karşı çıkmışken HTŞ kartını öne sürmesi, Erdoğan için iki noktadan işlevsel görünüyor:

Öncelikle HTŞ kartı ile Erdoğan, YPG’yi Tel Rıfat’tan çıkarma taahhütlerini yerini getirmemekle suçladığı Rusya üzerinde baskı kurmayı amaçlıyor.

Öte yandan Erdoğan, HTŞ kartını öne sürerek her ne kadar HTŞ’yi resmen “terör örgütü” olarak tanısa da pratikte “HTŞ’nin Esad rejimiyle mücadeleye odaklanmış ve uluslararası tehdit oluşturmayan bir örgüt” olduğunu söyleyen ABD’nin de tepkisini sınırlamayı hedefliyor.

Erdoğan, böylece seçimleri kazanmak ve iktidarını ayakta tutmak için büyük umut beslediği Suriye Kürtlerine yönelik operasyonun önündeki engelleri ortadan kaldırmayı umuyor.

Görüldüğü gibi; Erdoğan iktidarı, Kürt sorununu savaş ve şiddet yöntemleriyle çözme politikası ve bölgedeki yayılmacı emelleri doğrultusunda el Kaide’nin devamcısı HTŞ’yi sadece Suriye ve Türkiye için değil; bütün bölge için daha büyük bir tehdit haline getirmekte sakınca görmüyor.

Erdoğan’ın Suriye Kürtlerine yönelik olası operasyonuna desteklerini dünden ilan eden CHP başta muhalefet partilerinin karşı karşıya olduğumuz tehdidi görerek bir daha düşünmeleri gerekiyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu