Makaleler

Kürt Toplumunda Süreçten Kalan: Bekle-Gör

Türkiye’de Kürt meselesi söz konusu olduğunda “süreç” kavramı, artık tek başına umut vaat eden bir kelime olmaktan çıktı. Aksine, Kürt toplumunun geniş kesimleri için bu ifade; yarım kalan girişimleri, askıya alınan vaatleri ve belirsizlikle sonuçlanan siyasi hamleleri çağrıştırıyor. Bugün sahada gözlemlenen ruh hali, açık bir karşıtlıktan çok, mesafeli ve temkinli bir bekle-gör tutumuna işaret ediyor.

Bu tutumun arkasında, uzun yıllara yayılan deneyimlerin oluşturduğu kolektif bir hafıza bulunuyor. Daha önce başlatılan çözüm girişimleri, çoğu zaman net bir yol haritası ortaya konmadan, kurumsal ve hukuki güvenceler sağlanmadan ilerledi. Süreçlerin kişilere, konjonktüre ya da kısa vadeli siyasi hesaplara bağlı kalması; kalıcılık beklentisini zayıflattı. Sonuçta “başlangıç” duygusu, yerini “yarım kalma” endişesine bıraktı.

Kürt toplumunda yorgunluk yaratan temel unsurlardan biri, süreklilik eksikliği oldu. Süreçler genellikle yüksek beklentilerle başlatıldı, ancak toplumsal hayata somut biçimde yansıyacak adımlar gecikti ya da atılmadı. Anadilde kamusal hizmet, yerel yönetimlerin yetki alanları, adalet ve eşit yurttaşlık gibi başlıklar; sürekli olarak “sonraya” ertelendi. Bu durum, söylem ile pratik arasındaki mesafeyi büyüttü.

Bir diğer belirleyici faktör ise şeffaflık sorunu. Süreçlerin kapalı kapılar ardında yürütülmesi, toplumun yalnızca sonuçlara odaklanmak zorunda bırakılması, güven üretmek yerine kuşku doğurdu. Kürt seçmen neyin konuşulduğunu, hangi adımların atılacağını ve olası risklerin nasıl yönetileceğini bilmek istiyor. Bilginin eksik olduğu yerde ise beklenti değil, temkin gelişiyor.

Toplumsal katılımın sınırlı kalması da bu yorgunluğu derinleştiren bir unsur. Süreçler çoğu zaman siyasi elitler arasında yürütüldü; sivil toplumun, kanaat önderlerinin ve yerel aktörlerin katkısı tali görüldü. Oysa Kürt meselesi, yalnızca güvenlik ya da siyaset başlığı değil; sosyal, kültürel ve ekonomik boyutları olan çok katmanlı bir mesele. Bu katmanlar hesaba katılmadan yürütülen her girişim, eksik kalmaya mahkûm oldu.

Bugün gelinen noktada Kürt toplumunda baskın olan duygu, “yeniden başlasın” talebinden ziyade, “nasıl ve neye dayanarak?” sorusudur. Yeni bir isimlendirme, yeni bir söylem ya da sembolik jestler artık yeterli görülmüyor. Talep edilen şey; takvime bağlanmış reform adımları, hukuki güvenceler ve geri dönülmez kurumsal düzenlemeler. Kısacası, sürecin kendisinden çok, kalıcılığına dair güvence önem taşıyor.

Bu nedenle “bekle-gör” hali, bir ilgisizlik ya da reddiye değil; geçmiş tecrübelerin öğrettiği bir ihtiyat refleksi olarak okunmalı. Kürt toplumu, yeni bir hayal kırıklığına değil; somut, ölçülebilir ve sürdürülebilir adımlara odaklanıyor. Aksi halde “süreç” kelimesi, bir kez daha çözüm umudunun değil, toplumsal yorgunluğun eşanlamlısı olmaya devam edecek.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu