AnalizMakalelerOrtadoğu

İran, Hamaney’in cenazesiyle savaş sonrası yol haritasını sergiledi

ABD ve İsrail’le yaşanan savaşın ardından düzenlenen Ayetullah Ali Hamaney’in cenaze töreni yalnızca bir veda organizasyonu değil, İran yönetiminin savaş sonrası döneme ilişkin siyasi ve stratejik mesajlarını dünyaya verdiği kapsamlı bir güç gösterisine dönüştü. Milyonlarca kişinin katılımının hedeflendiği, İran ve Irak’ta beş şehri kapsayan törenler; güvenlik önlemleri, yabancı heyetlerin katılımı ve sembolik detaylarıyla Tahran’ın yeni döneme ilişkin vizyonunu ortaya koydu.

İran yönetimi, savaşın ardından devlet kurumlarının ayakta kaldığını, güvenlik mekanizmasının işlediğini ve siyasi otoritenin kontrolü sürdürdüğünü göstermeyi amaçladı. Bu kapsamda cenaze organizasyonu, rejimin hem iç kamuoyuna hem de uluslararası topluma verdiği en güçlü mesajlardan biri olarak değerlendirildi. Başkentte toplu ulaşımın ücretsiz hale getirilmesi, kamu binalarının ziyaretçilere açılması ve olağanüstü güvenlik tedbirleri, devletin organizasyon kapasitesini sergileme çabasının bir parçası oldu.

Diplomatik katılım da törenlerin dikkat çeken yönlerinden biri oldu. Batılı ülkelerin üst düzey temsilci göndermemesi, İran’ın uluslararası yalnızlığını yansıtırken; Rusya, Çin, Pakistan, Hindistan ve bölge ülkelerinden gelen heyetler Tahran’ın özellikle Asya ve Küresel Güney eksenindeki ilişkilerini öne çıkardı. Analistler, bu katılımın İran rejimine doğrudan siyasi destekten ziyade, bölgesel dengeleri gözeten temkinli bir diplomasi anlayışını yansıttığını belirtiyor.

Törende kullanılan semboller de dikkat çekti. Hamaney’in tabutu üzerine yerleştirilen siyah sarık, dini liderliğin ve Hz. Muhammed soyundan gelme iddiasının simgesi olarak öne çıkarken, kefiye ise Filistin davası ve “direniş ekseni” söylemine vurgu yapan bir mesaj olarak yorumlandı. Böylece İran yönetimi, savaş sonrasında da ideolojik çizgisinde değişiklik olmayacağı mesajını verdi.

Yeni dini lider Mücteba Hamaney’in güvenlik gerekçesiyle ana törenlerde kamuoyu önüne çıkmaması ise dikkat çekici gelişmeler arasında yer aldı. Buna karşın cenaze organizasyonu boyunca devletin üst düzey siyasi ve askeri kadrolarının görünür olması, yönetimde süreklilik ve kurumsal devamlılık vurgusunu güçlendirdi.

Uzmanlara göre cenaze törenleri, İran’ın savaş sonrası dönemde yalnızca yas tutmadığını; aynı zamanda yeni güç dengelerini, diplomatik önceliklerini ve güvenlik stratejisini uluslararası kamuoyuna sergilediği geniş kapsamlı bir siyasi vitrine dönüştü.

“Elmas karşılığında lolipop verilmez”

ABD merkezli Middle East Institute’tan İran uzmanı Alex Vatanka, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı ekonomik kazançtan çok siyasi meşruiyet kaynağı olarak gördüğünü söyledi.

Vatanka, İran’ın asıl hedefinin boğazdan gelir elde etmek değil, uluslararası toplumun Hürmüz üzerindeki belirleyici konumunu sembolik olarak kabul etmesi olduğunu belirtti.

İran’ın bakış açısını bir Fars atasözüyle özetleyen Vatanka, “Kim elması bir lolipop karşılığında verir?” ifadesini kullandı. Ona göre İran açısından “elmas” Hürmüz Boğazı, yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ise “lolipop” niteliğinde.

İran yönetimi de benzer mesajlar veriyor.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, Hürmüz Boğazı’nı “en büyük güç aracı” ve “ilahi bir nimet” olarak nitelendirerek, ülkesinin buradaki haklarından hiçbir koşulda vazgeçmeyeceğini söyledi.

Bölgesel kaynaklar ve diplomatlara göre Tahran, savaştan elde ettiğini düşündüğü stratejik kazanımları kalıcı hale getirmeden nükleer müzakerelere dönmek istemiyor.

Eski ABD diplomatı Alan Eyre de İran’ın nükleer bomba geliştirdiği iddialarını reddetmeye devam ettiğini hatırlatarak, Tahran’ın önceliğinin şu aşamada uranyum değil, Hürmüz üzerindeki konumunu sağlamlaştırmak olduğunu ifade etti.

Eyre, İran’ın müzakereleri bilinçli biçimde ağırdan aldığını belirterek, “Kontrolün kurumsallaşmasını sağlamak için görüşmeleri uzatmaktan memnun” değerlendirmesinde bulundu.

“İran, ABD seçimlerine güveniyor”

Analistlere göre İran yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump’ın kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde yeni bir çatışmadan kaçınmak istediğini ve bu nedenle anlaşmaya İran’dan daha fazla ihtiyaç duyduğunu düşünüyor.

Eyre, “İranlılar Trump’ın bu dosyayı kapatıp yoluna devam etmek istediğini biliyor. Zamanın kendi lehlerine işlediğinin farkındalar” dedi.

Eski ABD’li Orta Doğu müzakerecisi Aaron David Miller ise Washington’ın askeri operasyonlarının İran’ın pazarlık gücünü kırmayı başaramadığını söyledi.

Miller’e göre İran, Hürmüz Boğazı etrafında oluşan yeni fiili durumun kabul edildiğinden ve yurt dışında dondurulan milyarlarca dolarlık varlığının serbest bırakılması konusunda ilerleme sağlandığından emin olmadan nükleer dosyada ciddi adım atmayacak.

“60 günlük takvim başından beri gerçekçi değildi” diyen Miller, İran’ın 27 Şubat öncesindeki statükoya dönüşü kabul etmeyeceğini göstermek istediğini ifade etti.

“İran, Hürmüz’den vazgeçmeyecek”

Miller, savaş sonrasında ne ABD’nin askeri gücünün ne de olası bir deniz ablukasının İran’ın Hürmüz üzerindeki konumunu değiştirebildiğini belirterek, “Bundan vazgeçmeyecekler” dedi.

Emirlikler Politika Merkezi Başkanı Ebtesam El Ketbi de savaşın temel sorunları çözmeden sona ermesinin Hürmüz Boğazı’nı geçici bir baskı aracından İran için kalıcı bir pazarlık kozuna dönüştürmüş olabileceğini söyledi.

Körfez ülkelerinde, İran’ın boğaz çevresindeki etkisini artık yaptırımların kaldırılması veya nükleer müzakerelerde ilerleme karşılığında dahi bırakmak istemeyeceği yönünde endişelerin arttığını belirten El Ketbi, “Amerikalıların ve herkesin kolunu büküyorlar. Hürmüz hazinesini buldular ve artık bundan vazgeçmeyecekler” dedi.

Analistlere göre Washington’ın, Hürmüz Boğazı’nın yeniden tam olarak açılmasını büyük ölçüde Tahran’ın belirlediği şartlar çerçevesinde kabul etmek zorunda kalabileceği değerlendiriliyor. Eski diplomat Eyre ise süreci, “Kimse kazanmayacak ama İran’ın kaybı ABD’ninkinden daha az olacak” sözleriyle özetledi.Kaynak: Reuters

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu