Politika

Ercüment Akdeniz: Sosyalistlerin de Kürtlerin de oyları çantada keklik değil

Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz gazetecilerle buluştu. Partisinin seçim politikasına ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akdeniz, “Süreç tek adamı lağveden bir süreç mi olacak koruyan mı olacak. Aksi bir süreç olursa kendi adayımızı çıkarırız” dedi. “Bizim tutumumuz Erdoğan’ı sevindirmeyecek bir tutum olacak” ifadelerini kullanan Akdeniz, “Sosyalistlerin de Kürtlerin de Alevilerin de oyları çantada keklik değil” diye de ekledi.

Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, partisinin 26’ncı kuruluş yıl dönümü dolayısıyla gazetecilerle bir araya geldi, ittifak çalışmalarından sahadaki gözlemlerine, cumhurbaşkanı adayı tartışmalarından atacakları adımlara dair soruları yanıtladı.

“Taşları bağlayıp köpekleri salma görüntüsü. Kadınlara saldırıp kadın katillerini salan bir durum var sanki” diyen Akdeniz, “Rejim, İran’la otoriterlikte yarışıyor. Kadın mücadelesini sadece bir kadın mücadelesi olarak değil, özgürlük, aydınlanma mücadelesi olarak görüyoruz” derken, “en büyük şiddet devlet şiddetidir” şeklinde konuştu.

Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz’in iç politikadan seçim sürecine, sahada atacakları adımlardan cumhurbaşkanı adayı tartışmalarına kadar farklı başlıklardaki açıklamaları şu şekilde sıralandı:

7 HAZİRAN İ İLE 1 KASIM SEÇİMLERİ ARASINDAKİ DÖNEME BENZER BİR SÜRECİN TEZGAHLANDIĞI GÖRÜLÜYOR: Konya’da hayvan katliamı üçüncü görüntüydü. Kentin ve doğanın içerisinde yaşanabilir bir hayat hayvanlar için de savunmamız gerekiyor. Bunlar hayvanat bahçeleri de dahil olmak üzere hayvanlar için hepsi birer hapishanedir. Bunların kesinlikle değiştirilmesi gerekiyor. Bu vahşet manzarası insana da uygulanabilecek vahşet manzarasıdır. Adım adım oraya gidiyor. Toplumsal linç kültürüyle birleşmiş bir faşist kültür toplum kitleleri içerisinde yerleştiriliyor ve rutin hale getiriliyor. Erdoğan’ın sözleri. Dört yaşında çocuğun ölümünden yola çıkarak yine kan siyaseti yaptı ve sandıkta çocuğun kanı üzerinden oy istedi. Bu da bu kan siyasetinin devam edeceğini gösteriyor. 7 Haziran seçimleri ile 1 Kasım seçimleri arasındaki döneme benzer bir sürecin tezgahlandığı görülüyor. Elbette sadece seçim odaklı değil. Elbette Türkiye burjuvazisinin, kapitalizmin hesapları var Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da ama bu süreç bunu ifade ediyor.

KÜÇÜK BİR AYRIŞMA YAŞADIK: İki yıl önce dokuzuncu kongremizi yapmıştık. Orada seçilmiştim. O kongremizin kararı şuydu; tek adam yönetimine karşı ve sermaye egemenliğine karşı en geniş halk ittifakını kurmak. O yönde iki yıldır çalışıyoruz, çabalıyoruz. Aylarca süren görüşme trafiklerimiz oldu. Türkiye Komünist Partisi ile Sol Parti ile çok iyi toplantılar ve görüşmeler yaptık. Süreci belirli bir noktaya getirdik ama orada ayrı düştüğümüz nokta şuydu; Sosyalistlerin bir güç birliği ya da birliği şeklinde bu süreci göğüslemek. Bu da kendileri açısından, dost partiler açısından saygıyla karşılanabilecek bir tercih olur ama bizim için bu doğru değil. Biz sosyalist partiler bu sürecin motor gücü olabilir, sigortası olabilir, kendi özgünlüklerini iç toplantılarını kurabilirler, iyi olur dedik. Ama ne tek adamı göndermek için ne de yerine gelecek olan yeni bir halk yönetiminin oluşması için bunun yeterli olmayacağını söyledik. Burada bir küçük ayrışma yaşadık.

BİZE GÖRE EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI EN GENİŞ HALK İTTİFAKI ZEMİNİNİ HENÜZ OLUŞTURMUYOR: En azından ortak ilkelerde bir araya gelmek üzere çalışma yaptık. 16 Ocak’ta Emek Partisi olarak ittifak programı açıkladık. Hem ilkeler bazında görüş birliğine varan hem de bu işin genişletilmesine engel olmayacak çevrelerle Emek ve Özgürlük İttifakı’nı oluşturduk. Emek ve Özgürlük İttifakı da kuruluşunu 24 Eylül’de ilan etti. Bizim için bir kuruluş süreci bu. Tamamlanmış bir süreç değil, final değil. Bir yandan geniş halk toplantılarıyla bu işi halka indirmek ama öte yandan da farklı politik güçlerle görüşmeler yaparak genişletmek. Bize göre en geniş halk ittifakı zeminini henüz oluşturmuyor Emek ve Özgürlük İttifakı. Daha çok çalışması lazım, bizim daha çok çalışmamız gerekiyor.

SOSYALİST GÜÇ BİRLİĞİ İLE EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI DA YAN YANA GELEREK BAŞKA BİR PLATFORM ORTAYA KOYABİLİR: Daha önce Emek Partisi olarak görüşürken bu kez ittifak olarak TKP’den ve Sol Parti’den randevu istedik. İttifak olarak gidip görüştük. Şu opsiyonu da söyledik. Tek tek partiler düzeyinde de ittifak görüşebilir, Sosyalist Güç Birliği de kendi programını ilan ettiği için Sosyalist Güç Birliği ile Emek ve Özgürlük İttifakı da yan yana gelerek başka bir platform ortaya koyabilir. Kendilerini fes etmeden. Kimse kimseye ilhak olmadan bunu da sağlayabilir dedik. Arkadaşlarımız bir değerlendirme içerisindeler. Nasıl bir sonuç çıkar bilemiyoruz. Ama biz sonuna kadar bu çağrıları yapmaya devam edeceğiz. Ben son bir yıldır Anadolu’nun çeşitli yerlerinde 45 ilde halk toplantıları yaptım. A partisinden B partisinden, sol, demokratik ilerici, Kürt, Alevi vs.bütün çevrelerden gelen şey şuydu; insanlar “Birleşin birleşin” diyorlar. “Ya bizimkileri ikna edin” diyorlar. Çok güçlü bir basınç, eğilim var. Bunu sağlamak üzere çalışmalara devam edeceğiz. Sosyalist Güç Birliği ve daha önce ittifakta yer alıp daha sonra ayrılan Halkevleri, başkaca yapılar açısından da son derece dostane bir hukukumuz var. Basın önünde polemiğe girmemeye, ayrılıkları derinleştirmemeyi, kapıları açık tutmayı karşılıklı olarak da müzakere etmiş durumdayız. Bazı eylem ve gösterilerde yan yana geleceğiz.

EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI’NDAN İSTANBUL’DA BÜYÜK MİTİNG: Emek ve Özgürlük İttifakı’nın yol haritası bakımından yakın planda şöyle bir çalışma olacak. 3 Aralık’ta İzmir’de büyük bir halk buluşması olacak. Halkın temsilcileri dinlenecek. 4 Aralık’ta İstanbul’da bir emek buluşması olacak. 11 Aralık’ta Adana’da halk toplantısı olacak. Ardından Van var. Ocak ayı itibariyle büyük İstanbul mitingi var. İstanbul mitingi de ekonomi ve özgürlükler ve savaş gündemini içine alan bir miting olacak. Bu çember ağını ancak böyle yıkabiliriz.

SURİYE’DE TÜRKİYE’NİN OLMAMASI GEREKİYOR: Suriye ve Taksim saldırısı meselesindeki bizim yaklaşımımız şudur; şöyle bir benzetme yanlış olmaz. Sineklerle uğraştırıp bataklığı konuşmamamızı istiyorlar. Son terör saldırısında da bunu şiddetle kınadığımızı ifade ettik. Suriye en büyük bataklıktır. Libya bir diğer bataklıktır. Azerbaycan- Ermenistan geriliminde Türkiye’nin taraf olması savaş bataklığına atılan bir başka adımdır. NATO ilişkileri bağlamında Ukrayna’da atılan bazı adımları da son derece tehlikeli görüyoruz. Bu bataklıkta Türkiye’nin ne işi var? “Bölgede barış ülkede demokrasi.” Ana mottomuz bu bizim. Bölgede barışın olması için askeri bütün güçlerin Türkiye’ye çekilmesi gerekiyor. Emperyalistlerin bizzat dahili olduğu Suriye’de Türkiye’nin olmaması gerekiyor. NATO’dan çıkılması emperyalistlerin bölgeden çekilmesi gerekiyor.

KÜRT SORUNU: Bir diğer sorun Kürt sorunu. Kürt sorununun sadece Türkiye’ye özgü bir iç sorun olmadığı, bunun aynı zamanda Irak’ta, İran olaylarında, Rojava’da, Suriye’de, geniş olarak bir bölge sorunu olduğu çok net bir biçimde kendisini gösterdi. Bölge barışı ve emperyalistlerin bölgeden çekildiği, halkların kendi kaderine özgürce karar verebildiği bir barış siyasetine dönülmesi gerekiyor. Bunun savunulması gerekiyor. Kürt sorunun demokratik çözümü nedir? Talepleri ne ise onlardır. Anadil başta olmak üzere. Kürtler haklarıyla birlikte vardır. Haklarını kaldırdığınızda onlara Kürt demenizin bir anlamı kalmıyor. Eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşam, demokratik anayasa, halk egemenliğine dayalı yeni bir Türkiye ve kurucu bir Meclis’le yeni bir geçiş süreci sağlanabilir.

MASAMIZDA AKSİ BİR DURUM OLURSA KENDİ ADAYIMIZI ÇIKARTMA TUTUMU DA GELİŞEBİLİR: Seçim stratejisine dair bir şeyimiz olmadı. 14-15 Aralık’ta bir genel yönetim kurulu yapacağız. Ondan sonra seçim gündemli bir toplantı var önümüzde. Çünkü henüz seçim takvimi açıklanmış değil. Millet İttifakı da bir aday belirlemiş değil. Tek adam yönetiminin geriletilmesi, gönderilmesi için sadece bizde değil, Sosyalist Güç Birliği’nde, Emek ve Özgürlük İttifakı’nda bir olgunluğun olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla burada adım bizden ziyade iki karşıt blok, Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasında nasıl bir denklem çıkacak onun şekillenmesi gerekiyor. Taktir ederseniz ki Millet İttifakı içerisindeki bazı partilerden açıklamalar geldi. O da baştan bloğun bileşeni liderlerin imzası olmadan adım atamaz diye. Şimdi o sözleşme ne olacak? Nasıl bir sözleşme olacak? Tek adamı lağveden mi koruyan mı bir süreç olacak? Ona göre bir tutum alırız. Bizim de masamızda aksi bir durum olursa kendi adayımızı çıkartma tutumu da gelişebilir. Birinci turda, ikinci turda Erdoğan’ı sevindirmeyecek, Erdoğan yönetimine nefes aldırmayacak bir tutumun ortaya çıkmasını bekleriz. O konuda da net bir tutum alırız. Kamuoyunun kaygı duymasına gerek yok.

EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI’NIN DURUMU NEDİR?: Biz Emek ve Özgürlük İttifakı’nın içinde bir koordinasyon kurulu oluşturduk. Kurullar işliyor, 15 günlük periyodik toplantılar yapıyorlar. Biz yerellerde olabildiğince diğer güçlerle hareket edilmesi gerektiğini savunuyoruz. “Emek ve Özgürlük İttifakı her yerde kendi kurumsallaşmasını örgütlüyor ve işi bitirmiş.” Bu itici bir yaklaşım. Öyle değil. Yerellerde TKP’yle de Sol Parti’yle de bütün yapıları katarak sendikalarla da işler yapma gayretindeyiz. Partiler kendi özgünlüklerini koruyabilmeliler. Biz bir parti kurmuyoruz, her partinin kendi programı var. İttifakta birlik eylemde birlik propaganda da serbestlik diyoruz. Her parti kendi çalışmasını ayrıca yapacak. Bu seçime evrildiğinde ne olur? İttifak bu konuda hemfikir. Seçim denklemi, seçim birliği ve seçimin bildirgesi farklı olur. Çok daha geniş bir yelpaze, daha asgari bir müşterekte birleşmiş bir metinle çıkmamız mümkün olabilir. Görüşme trafiği devam ediyor. İttifaka katılmak isteyen politik gruplar da var.

EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI SEÇİM SONRASI NASIL DEVAM EDECEK?: Kurarken biz bu bir seçim ittifakı değil dedik. Dolayısıyla seçim öncesini, seçim sürecinin kendisi mücadele alanı ve çok zor olacak. Seçim sonrasını içine alan bir süreç. Türkiye’nin özgürleşmesi bakımından bunun genişlemesi gerekiyor. Sadece parti olarak göğüslemeyi halk açısından doğru bulmayız. Seçimden sonra nasıl bir Türkiye manzarası olacak? Kaç seçim göreceğiz? Çok türbülanslı bir süreç olacak. Aynı zamanda provakatif bir süreç olacağını düşününce zaten güç birliğine, yan yana durmaya çok ihtiyaç olacak. O açıdan daha uzun vadeli bakıyoruz.

TKP VE SOL PARTİ’NİN ARZULADIKLARI ‘SOL SOSYALİST PROGRAM’ MI YOKSA ‘SOL SOSYALİST PARTİLER BİR ARAYA GELSİN HDP İŞİN DIŞINDA KALSIN’ MIYDI?: Sosyalist Güç Birliği’nin ilanına bakınca arkadaşlarımız bir metin yayınladılar. Beş maddelik bir metin dizisi var. Bunların kendisi toplamda sosyalist bir programı ya da sosyalist talepleri ifade etmiyor. Kapitalizm koşullarında savunulabilecek talepler. Bizim de altına imza atabileceğimiz talepler. Bir karşıtlık yok. Emek ve Özgürlük İttifakı olarak deklarasyonumuzu yayınladığımızda sosyalist bir program değil yani. Çoğu bakıldığında burjuva demokratik talepler. Türkiye’de maalesef böyle bir garabet içerisindeyiz. Sosyalistlerin bize göre bugün ortak bir parti kurma gündemi yok. Bize göre böyle bir ihtiyaç yok. İdeolojik ayrılıklar var. Dünyada ideolojik yeni dalgalanma, işçi hareketinde canlanmayla belki canlanacak bir konu olabilir. Bugün sorun yan yana gelmektir. Sosyalist Güç Birliği’nin o metinde ifade ettiği şey halk kesimlerinin yan yana geleceği talepler. Burada sorun ifade de edildi. HDP ve CHP gölgesinde siyaset yapmamak. Özne olmak. Sanırım böyle bir yaklaşım var. Biz onun çok doğru olmadığını ifade ettik. Sosyalisteler kendine güvenmeli, kimle ittifak yaparsa yapsın. Kimse sosyalistleri domine edemez. Kürt sorunu, demokrasi özgürlükler sorunu gibi travmatik sorunlar yaşarken Türkiye, sadece sınıf mücadelesinin ekonomik alanına indirgenmiş bir şey de sosyalistlerin birliğini ifade etmez. Sosyalistlerin demokrasi mücadelesi karşısında da görevleri var. Bunları ifade ettik. Orada sosyalist bir program tartışması bildiğim kadarıyla yok. HDP ve CHP dışında bir güç merkezi oluşturma gayreti var. Arkadaşlar “Bu bir seçim ittifakı değildir” diyor. TKP’den görüşmelerde okuduğumuz açıklamalar, zaten milletvekili adaylarını belirliyor. TKP olarak Sosyalist Güç Birliği dışında seçim çalışması var. Hakkıdır da. Sol Parti’den şu tür demeçler geldi. Seçim olunca seçim ittifakını ayrı değerlendiririz. Bu o değil. Dolayısıyla seçim gündeme geldiğinde Sol Parti’nin geniş bir cephe düşünmesi mümkün. Sosyalist Güç Birliği bir cumhurbaşkanı adayı çıkarabilir mi? Bilemiyorum, olabilir. Temel fark; HDP ve CHP gölgesinden kurtulmuş siyasetin inşası. Sosyalistler bir özne olarak kendi siyasetini inşa etmek istiyorlarsa ittifak içerisinde bunu yapabilirler, bu konuda korkmamak gerektiğini düşünüyoruz.

MİLLET İTTİFAKI’NA ADAY KONUSUNDA GÖRÜŞLERİNİZİ AKTARACAĞINI BİR KANAL VAR MI?: Millet İttifakı’nı bir kenara bırakalım. Türkiye bu kadar karanlık bir süreçte, Türkiye’nin kaderini belirleyecek 2023 seçimlerine girerken Millet İttifakı diye bir çatı değil de CHP’den başlayarak, CHP’nin sol sosyalist, ilerici partilere gelmesi gerekirdi. HDP de dahil. Önce kendi cephesini kurarak. Bu olmadığında ne oluyor? 200 bin işçinin grevini yasaklamış bir Ali Babacan var. Bakanlar kurulu kararında imzası var. Gar Katliamı’nda olduğu gibi, “Bir konuşursam milletin önüne çıkamazlar” diyerek bilgi saklayan, kara kutu konumundaki Davutoğlu var. Biz nasıl gideceğiz buraya? Nasıl görüşeceğiz? Sosyalistlerin de Kürtlerin de devrimcilerin de Alevilerin de halkın da oyları çantada keklik değil. Bu böyledir diye mutlaka Millet İttifakı’nın çıkaracağı adaya oy veririz diye bir durum söz konusu değil. Biz gitmeyiz. Ama böyle bir süreçte Millet İttifakı’ndan ya da CHP’den görüşme kanalı olursa elbette görüşürüz. Düşüncelerimizi ifade edebiliriz.

MİLLET İTTİFAKI’NIN ADAYINI BELİRLEMESİNDE ÖNERİNİZ VAR MI?: Millet İttifakı masada belirliyor. Bir sözleşmeyle belirlenecek. Millet İttifakı’nın dışına çıkmadıkça bu bir krizli durum olur bizim açımızdan. Bu kanal nasıl açılır? Çeşitli trafikler o konuda konuşabilirler. CHP’de de değerli dostlarımız var bunları ifade ederiz, görüşürüz. Ama bizim doğrudan Millet İttifakı’na randevu şeyimiz olmaz.

EMEK VE ÖZGÜRLÜK İTTİFAKI CUMHURBAŞKANI ADAYI İSİMLERİNİ KONUŞMAYA BAŞLADI MI?: Emek ve Özgürlük İttifakı’nın toplantısına hiçbir isim gelmedi. Tek bir konu var. Seçim güvenliği. Elbette konuşuluyordur, spekülasyonlar vardır ama bunların biraz kurumsal olarak ifade edilmesi gerekir. Eğer bir toplantıda konuşmamışsanız, çerçeveyi çizmemişseniz, görüş oluşturmamışsanız başka spekülasyonlara kapı açar.

CUMHURBAŞKANI ADAYININ BİR PROFİLİ VAR MI?: Bütün toplumu kesecek bir isimin olması lazım. Parti ismi olmasına gerek yok. En azından “evet bu ortaya çıkan asgari sözleşme cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine son verecek bir garanti gösteriyor, toplumun kesimlerini incitmeyecek bir kucaklayıcılık gösterecek” denildiğinde ve bu programa uygun bir aday olduğunda biz hiçbir şekilde ona engel olmayız.

ÇALIŞMA YAPTIĞINIZ YERLERDE 2023 SEÇİMLERİ İÇİN FARKLILAŞMA, DEĞİŞİM GÖRÜYOR MUSUNUZ?: Sınır ötesi harekat, Taksim’de bomba patladı. Bir yandan da EYT, 3600 ek gösterge, toplu kont projeleri. Burada bir değişime yol açar mı? Fabrika ve sanayi bölgelerinden gelen şey o yönde değil. “Ne olursa olsun bu memleket düzelmez” daha baskın. Elbette biraz daha toparladı, bunun da bir karşılığı var ama temel sorun şu; alternatif yok. Alternatif olarak da şu an görünen şey Millet İttifakı. Orayı da bir çıkış yolu olarak görmüyorlar. Halkın, emekçilerin özne olacağı bir siyaset anlayışına ihtiyaç var. Onun sancısını yaşıyoruz. Kendisi bir fiil siyasetin içerisinde değil. İşçiler de şuraya sıkıştırıldı; dört yılda bir sandık gelecek ve oy vereceksin. Her seçim dönemi yaklaştığında sendikalar hareketlenirdi, şimdi böyle bir manzara yok orayı kapatmış durumdalar. İşçi kendi talebini meydanlara vuran bir alan göremedikçe siyasal izdüşümünü farklı bir alanda yakalayamıyor. O zaman dönüyor kötünün en iyisini seçmeye bakıyor. Bu tartışmaları biz görünür hale getirmeye çalışıyoruz. Önümüzde uzun bir süre var. Geçen yıl ocak ayına girdiğimizde 120 fabrika ve iş yerinde fiili eylemler gördük. Bunların çoğu sendikaların bile örgütlü olmadığı yerlerdi. Asgari ücretler belirlenecek, bunun gazı ne kadar sürecek? Belirlendikten sonra büyük oranda işten atmalar söz konusu. Toplu sözleşme yapan çalışanlar neler isteyecek? Burada bir sosyal hareketlenme olabilir. Orada ancak kendilerini bulabilirler. Biz bu kanalı açmaya çalışıyoruz. Millet İttifakı bile bir enerji yaratabilmiş değil. Biz halkı meydanlara sokaklara indireceğiz. Fabrika ve sanayi havzalarında büyük toplantılar yapacağız. Bir irade ortaya çıkartmaya çalışacağız. Bunu başarırsak siyasal gidişatın denklemi değişir. (HABER MERKEZİ)

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu