Connect with us

Analiz

Ankara’nın olası Suriye harekâtı: Nereye, neden?

Ankara’nın olası bir harekâtta asli hedefi SDG denetim altındaki bölgeleri olabildiğince birbirinden koparmak ve/veya kendi denetimi altındaki bölgeleri birbirine bağlamak olacaktır. Tabii bütün bu “gürültü” aslen F-16’lar için değilse!
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), Suriye ile Irak’a asker gönderme yetkisinin iki yıl uzatılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı tezkeresiyle birlikte, Suriye’nin kuzeyinde yeni bir operasyon yapılıp yapılmayacağı, yapılması halinde bunun bölgedeki hangi nokta(lar)da gerçekleştirileceği, dikkatlerini Orta Doğu’ya çevirmiş siyasi gözlemcilerin şu aralar cevabını en çok merak ettikleri soruların başında geliyor.

Tezkere akabinde Ankara’dan, “her türlü mücadeleyi vermeye kararlıyız” şeklinde mesajlar geldiyse de, saha gerçekleri olası bir TSK askeri operasyonu için daha önce olmadığı kadar karmaşık. Dolayısıyla, “nereye, ne zaman ve nasıl bir operasyon yapılır,” gibi soruları, en başa “neden” sorusunu da koyarak değerlendirmek ve bu şekilde yanıt aramak şart.

Önce neden Ankara Suriye’nin kuzeyinde askeri bir operasyona ihtiyaç duyuyor, biraz geriye giderek ona bakalım:

Ankara Suriye’de hangi hedeflerine ulaştı?
Hatırlayacağımız gibi, Ankara 2021 yılına Suriye sahasında üç temel “askeri operasyon” gerçekleştirmiş ve vekil güçlerinin desteğiyle Fırat’ın doğusuna da uzanarak hatırı sayılır büyüklükte bir bölgeyi kontrol altında tutabilmiş bir aktör olarak girmişti. Ankara’nın ajandasında artık sadece bu harekâtlarda eksik kalan, erişemediği hedefleri gerçekleştirmek olabilirdi. Tabii her şeyden önce, ortada çok net ve Ankara açısından sevindirici bir gerçeklik vardı: Türkiye, Suriye ile arasındaki 911 km’lik sınır hattının güneyinde, Suriye Demokratik Birlik Partisi (PYD)tarafından tek taraflı olarak ilan edilmiş özerk yapılanmayı 2016 yılı ağustos ayından başlayarak gerçekleştirdiği askeri operasyonlarla epeyce dağıtmıştı. YPG/YPJ ve SDG’nin askeri desteğiyle ve Washington’un himayesinde oluşturulmuş üç kantonlu (Cezire, Kobani ve Afrin) yapıyı dağıtırken Fırat’ın doğusuna da sarkan Ankara, ABD askerlerini daha doğuya çekilmeye de zorlamıştı. Ankara’nın “terörist” olarak gördüğü söz konusu örgütler, ABD askerlerinin belli bölgelerden çekilmesiyle Washington tarafından yalnız bırakıldıkları hissine de kapılmışlardı.

Ancak TSK’nın, kendilerini 2017 yılı Haziran ayından bu yana “Suriye Milli Ordusu” (SMO) olarak adlandıran, eski “Özgür Suriye Ordusu” (ÖSO) gruplarıyla birlikte yürüttüğü harekatlarda, kimi hedeflere ulaşılamamış, ülkenin kuzeyindeki kritik öneme sahip kimi yerleşim ve “kavşaklar” Ankara’nın denetim sahasına dahil edilememişti.

Ulaşılamayan hedefler ne anlama geliyor?
Peki Türkiye’nin gerçekleştirdiği üç askeri operasyona rağmen erişemediği bu hedefler ne derece önemli?

Bir kere genel hatlarıyla bakıldığında, YPG ve SDG gibi örgütler üç kantonlu yapının dağıtılmasına rağmen, bugün hala Tel Rıfat’tan (Suriye hükümeti denetimindeki toprakları da kullanarak) Menbiç’e; oradan Kobani’ye; Kobani’den de -Ayn İssa üzerinden Sünni Arap aşiretlerinin yoğun olduğu- Rakka ve Deyrizor’a; Tel Temir üzerinden de Haseke’ye uzanma imkanına sahipler.

Her birinin özgül önemlerine bakınca başka hususlar da göze çarpıyor:

Menbiç: Amerikalılar Ankara’nın Fırat Kalkanı Harekâtı (24 Ağustos 2016-29 Mart 2017) sırasında Fırat Nehri üzerindeki geçitleri kontrol eden bir bölgede bulunan Menbiç’e ulaşmasına engel olmuşlardı. Ülkenin en önemli enerji kaynaklarından biri olan Teşrin Barajı’nın 30 km batısında yer alan Menbiç, Fırat’ın doğusundaki Kürtlerin batısı ile lojistik destek ve savaşçı bağlantılarını sürdürebilmeleri açısından da kritik bir işleve sahip.

Tel Rıfat: TSK ve desteklediği güçler, Zeytin Dalı Harekâtı (20 Ocak 2018-24 Mart 2018) ile, PKK’nın uzantısı olarak gördükleri YPG’nin Akdeniz’e yakın bir coğrafyada hakimiyet oluşturmasının önüne geçmişti ama -Moskova yeşil ışık yakmaya yanaşmadığı için- stratejik Tel Rıfat ilçesi Ankara’nın denetim sahasına katılamamıştı. YPG bu harekât ile birlikte belki Afrin’i boşaltmıştı ama bu kez Türkiye sınırına 18 kilometre mesafedeki Tel Rıfat ilçesi ile çevre köylere çekilmişti. Azez ile TSK denetimindeki diğer bölgelere Tel Rıfat’tan istedikleri zaman saldırı düzenleyebilir bir konuma gelmişti. Örgüt, ayrıca Şam Yönetimi’nin denetimindeki toprakları köprü olarak kullanarak buradan doğudaki Menbiç ile Kobani (Ayn el-Arap) bölgesine uzanan ikmal hatlarını ayakta tutabiliyordu.

Ayn İssa ve Tel Temir : Ankara Barış Pınarı Harekâtı (9 – 17 Ekim 2019) ile Tel Abyad’ın batısından Resulayn’ın doğusuna kadar yaklaşık 150 km’lik bir güzergâh üzerinde, kabaca 30 km. derinlik de sağlayarak bir “güvenli bölge” oluşturmuştu. Gelgelelim ABD ile Rusya’nın 2019 Ekim’inde Ankara’ya yaptırdıkları frenaj sonucu, bu “güvenli bölgenin” güneyinden geçen uluslararası karayolunun (M4) denetimi de sağlanamamıştı. Fırat Nehri’nin batısındaki Halep ve Menbiç’ten doğudaki Kamışlı’ya kadar uzanan bu stratejik karayolu çok önemliydi. M4’ü kontrol edemeyince, “Barış Pınarı” bölgesinin güneybatı ucunda yer alan Ayn İssa ile güneydoğu ucunda yer alan Tel Temir kasabaları hakimiyet alanı dışında kalıyordu. Her iki kasaba stratejik açıdan çok önemli kavşaklardı. Ayn İssa, Kobani’yi hem Rakka muhafazasına (iline) hem de petrol kuyularınca zengin olan Deyrizor muhafazasına bağlıyordu. Benzer şekilde, Tel Temir de yine Kobani’yi Suriye’nin Haseke muhafazasına, oradaki petrol kuyularına ve tabii dolaylı olarak PKK’nın etkin olduğu Irak’ın kuzeyindeki Sincar’a ulaştıran bir kavşak noktası olarak işlev görebiliyordu.

Ankara bölgeden ne zaman çekilecek?
Bir kere şurası açık bir gerçeklik ki, Türkiye yüksek güvenlik bürokrasisi, bu “eksik kalan” hedeflere büyük ölçüde ulaşıp sınırın güneyindeki demografik yapıya arzu ettiği mühendislik (!) “dokunuşlarını” da yapmadan ve son olarak bölgenin uzun vadeli statüsüne yönelik konularda Moskova ve Şam ile mutabık kalmadan askeri varlığını Suriye’den çekmek, savaşını sonlandırmak niyetinde değil. Yani Ankara’nın zirvesinden bakıldığında, bugün mesele, Şam ile diplomatik ilişkileri yeniden kurma, öpüşüp barışma gibi bir noktada olmaktan hala çok uzak. Ankara, “SDG’nin mali kaynaklarının güçlenmesinin önüne geçilecekse M4 yakınlarındaki bu iki kavşak denetim altına alınmalı ve ayrıca TSK denetimi altındaki bölgeler birbirine bağlanmalı” diye düşündü hep.

Zamana oynanan 2020 ve 2021
Ancak son harekâtta TSK’ya yaptırılan frenaj sert ve etkili oldu. Ankara o tarihten bu yana olası bir yeni harekât için bir yeşil ışık, bir açık kapı göremedi. Rusya, Türk hükümetine, İdlib bahsinde yarım bıraktığı “ev ödevlerini” hatırlatıp durdu. Ankara daha kendi hedeflerinin tamamına uzanamamış ve kendisini tam “güven içinde” hissedememiş olduğu için, İdlib’de Rusya’ya taahhüdünü verdiği ödevleri deyim yerindeyse “salladı” ve Moskova karşısında zamana oynamayı tercih etti. Gözlem noktalarının bazılarından söz verdiği üzere çekildiyse de, başka yerlerde yenilerini kuruyor, sayılarını artırıyor, bölgeye yığınağını sürdürüyordu. Zira İdlib Ankara için sadece İdlib değildi. Cihatçıların ve Suriye Yönetimi’ne karşı direnişin son kalesi olan, İdlib Halep’ten Lazkiye ve Akdeniz’e uzanan yolların üzerinde bulunduğundan Moskova ve Şam için çok büyük önem taşıyordu. İdlib, burada çok güçlü bir askeri yığınağa sahip olan Ankara için ise, diğer bölgelerdeki kazanımlarını büyütebilecek potansiyelleri barındırıyordu. İdlib’deki askeri varlığını sonlandırmış bir Ankara, Tel Rıfat’ta ve/veya Fırat’ın doğusunda belirli hedeflere erişebilecek bir harekatın yeşil ışığının alınması müzakerelerinde kozsuz, güçsüz kalırdı.

Tabii Ankara sadece Moskova’ya karşı değil Washington’a karşı da zamana oynuyordu. Afganistan’dan askerlerini çekmiş olan Beyaz Saray’ın yakın bir zamanda sırayı Suriye’ye de getireceğini hesaplıyor, Amerikan askerlerinin bölgeden tamamen çekilmesi akabinde özellikle Resulayn’ın doğusunda daha etkin olabileceğini planlıyor, “güvenli bölgesini” Kamışlı ve Malikiye’ye uzatabilmenin mümkün olacağını umuyordu. Ankara’nın baskısıyla Suriye’den kısmi asker çeken Amerikalar, SDG’nin ülkenin doğusundaki petrol kuyu ve tesislerini kontrol edebilir bir konumda olmalarını sağlamak için birliklerini buralara yönlendirmişlerdi. 2021 itibarıyla ABD’nin 19’u Haseke’de, 10’u ise Deyrizor bölgesinde olmak üzere bölgede hala 33 askeri üssü/gözlem noktasına sahip olduğu görülüyor. Ankara, zamana oynar, Amerikalılar bu üsleri boşaltırsa, Washington’un himayesiyle güçlenmiş örgütlerin iyice izole edilebileceğini düşünüyordu.

Ankara Suriye’de zamana oynarken, özellikle 2020 ve 2021’de ağırlığı Irak’ın kuzeyindeki operasyonlara verdi. TSK, Suriye ve Türkiye sınırına yakınlığıyla “stratejik” bir konumda da olan ve PKK’nin Suriye’deki uzantısıyla bağının kesilmesi için hayati önem taşıyan Sincar’a bir askeri operasyon düzenleyemedi belki. Ama PKK’nın Türkiye’deki militanlarıyla Irak üzerinden yıllardır kurduğu bağın kesilmesini sağlayacak pek çok noktaya yerleşti Kuzey Irak’ta. Gara ile Kandil’de PKK’nın üs olarak kullandığı bölgeler ile toplanma ve sığınak alanlarını yok etti. Bir başka deyişle, TSK, örgütü Türkiye-Irak sınırından büyük ölçüde uzaklaştırdı.

Yazının TAMAMI:https://t24.com.tr/yazarlar/akdogan-ozkan/ankara-nin-olasi-suriye-harekati-nereye-neden,33075

FACEBOOK Yorumları:
Devamı…
Yorumunuz

Cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.