AnalizEkonomi

10 Soruda Fon Krizi: 500 Bin Yatırımcıyı Etkileyen Süreçte Son Durum

Türkiye sermaye piyasalarını sarsan yatırım fonu krizinde tasfiye süreci devam ediyor. Tasfiyeye alınan 131 fonun sayısı 38’e gerilerken, bugüne kadar 71 bin 899 hesaba toplam 68 milyar lira ödeme yapıldı. Olağanüstü tasfiye kapsamındaki fonlarda ara ödemeler de başladı. Ancak borsada satış baskısı ve piyasalardaki güven kaybı sürüyor.

FON KRİZİ NASIL BAŞLADI?

Borsa İstanbul’da işlem hacmi ve fiili dolaşımdaki pay miktarı düşük hisselerde yoğunlaşan yatırımlar, bazı hisse senetleri ve fonların değerlerinde olağanüstü yükselişlere yol açtı. Yüksek getiriler yeni yatırımcıları çekerken, sisteme giren yeni kaynaklar fiyat artışlarını besledi.

Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) düzenlemeleri sonrasında fiyatların gerilemesi ve yatırımcıların fonlardan çıkmak istemesi, bu döngüyü tersine çevirdi. Alıcısı sınırlı hisselerin hızla nakde çevrilememesi ise likidite krizini tetikledi.

1. Yatırım fonu nedir, kriz neden bu kadar geniş bir kesimi etkiledi?

Yatırım fonları; hisse senedi, tahvil, altın ve benzeri finansal varlıkların bir araya getirilmesiyle oluşturulan yatırım araçlarıdır. Yatırımcılar, profesyonel portföy yöneticileri tarafından yönetilen bu fonlara katılma payı satın alarak ortak olur.

Türkiye’de sıkı para politikası döneminde yatırım fonlarına olan ilgi önemli ölçüde arttı. Fonların büyümesi, krizden etkilenen yatırımcı sayısının da genişlemesine zemin hazırladı.

Bazı fonlarda görülen olağanüstü getiriler, yatırımcıların riskleri yeterince değerlendirmeden yüksek kazanç beklentisiyle hareket etmesine neden oldu. Krizin ortaya çıkmasıyla birlikte hem fonların değeri hem de yatırımcıların varlıkları olumsuz etkilendi.

2. Fon krizi neden çıktı, sorun nerede başladı?

Krizin temelinde, özellikle bazı serbest fonların Borsa İstanbul’da işlem hacmi düşük ve fiili dolaşımı sınırlı hisselerde yoğun pozisyonlar oluşturması bulunuyor.

Bu tür hisselerde sınırlı sayıdaki işlemler bile fiyatların hızlı yükselmesine veya düşmesine neden olabiliyor. Hisse fiyatlarındaki artışlar fonların getirilerini yükseltirken, yüksek getiriler de yeni yatırımcıların ilgisini çekti.

Ancak fiyatların gerilemeye başlamasıyla sistemin kırılganlığı ortaya çıktı. Satış yapmak isteyen yatırımcıların artması, fonların varlıklarını nakde dönüştürmesini zorlaştırdı.

3. Fonlardaki yükseliş neden sürdürülemedi?

Bazı fonlarda ortaya çıkan olağanüstü getiriler, yeni yatırımcıların ilgisini artırdı. Yeni para girişleriyle aynı hisselere yönelik talep devam etti ve fiyatlar yükseldikçe fonların getirileri de arttı.

Bu yapı, kendi kendini besleyen bir döngü oluşturdu. Ancak fiyat artışlarının sürdürülebilir olmadığı ortaya çıktığında döngü tersine döndü.

Fonlardan çıkışların hızlanması, portföylerdeki hisselerin satılmasını zorunlu kıldı. Alıcı sayısının sınırlı olduğu hisselerde satışların yoğunlaşması, fiyatların sert düşmesine ve likidite sorununun büyümesine yol açtı.

4. SPK’nın düzenlemeleri krizi nasıl etkiledi?

SPK, yatırım fonlarının portföy yapısı, hisse yoğunlaşması ve şeffaflık konusunda daha sıkı kurallara uyum sağlamasını amaçlayan düzenlemeler yaptı.

Bu adımların ardından bazı hisselerde sert düşüşler yaşandı. Fiyatların gerilemesiyle fon getirileri de olumsuz etkilendi ve yatırımcılar fonlarından çıkmak istedi.

Fonların nakit kaynaklarının bütün satış taleplerini karşılayamaması, portföydeki varlıkların hızla satılmasına neden oldu. Ancak alıcısı az olan hisselerde satış yapmak zorlaştı.

Böylece fonların değer kaybı, yatırımcı çıkışlarını hızlandıran bir sürece dönüştü.

5. 16 Eylül’de yaşanan likidite krizinde ne oldu?

Fonlardan çıkış taleplerinin artmasıyla portföy yönetim şirketleri, yatırımcılara ödeme yapabilmek için ellerindeki varlıkları satmaya başladı. Ancak yoğun satışlar, özellikle likiditesi düşük hisselerde fiyatların sert gerilemesine yol açtı.

Bazı hisselerde taban fiyatlara ulaşılması ve alıcı bulunamaması, satışların gerçekleşmesini zorlaştırdı. Fonların nakde erişememesi, ödeme güçlüklerini beraberinde getirdi.

Kriz kısa sürede Borsa İstanbul’un geneline yayıldı. BIST 100 endeksi 16 Eylül’de yüzde 7,5 geriledi.

SPK’nın 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar vermesiyle süreç yeni bir aşamaya geçti.

6. Fonların tasfiyesi ne anlama geliyor, yatırımcılar paralarını geri alabilecek mi?

Tasfiye, fonların varlıklarının belirlenen yasal süreç çerçevesinde nakde çevrilmesi ve elde edilen kaynakların hak sahiplerine dağıtılması anlamına geliyor.

Ancak tasfiye kararı, yatırımcıların yatırdıkları paranın tamamını kesin olarak geri alacakları anlamına gelmiyor. Geri ödenecek tutar, fonların varlıklarının değerine, nakde çevrilebilen kaynaklara ve uygulanacak tasfiye kurallarına bağlı.

28 Ekim’de açıklanan resmi verilere göre, tasfiye sürecindeki fon sayısı 131’den 38’e geriledi. Bugüne kadar 71 bin 899 hesaba toplam 68 milyar lira tutarında ayni ve nakdi ödeme yapıldı.

Ayrıca 7596 sayılı Kanun ile tasfiye ve ödeme süreçlerinin hukuki çerçevesi belirlendi. SPK’nın 27 Ekim tarihli kararıyla ara ödemelerin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar da açıklandı.

7. Tasfiye ödemeleri başladı mı, yatırımcılar ne kadar alacak?

Olağanüstü tasfiye kapsamındaki fonlarda 30 Ekim itibarıyla ara ödemeler başladı.

Anadolu Ajansının 30 Ekim tarihli haberine göre, olağanüstü tasfiyeye konu yedi fonda bulunan 235 bin 705 yatırımcı için toplam 29,3 milyar liralık ara ödeme süreci başlatıldı.

Daha önce olağan tasfiye kapsamında 93 fonda 63 bin 759 yatırımcıya 68 milyar lira ödeme yapılmıştı. Böylece açıklanan toplam ödeme tutarı 97,3 milyar liraya ulaştı.

Ara ödemeler, yatırımcıların hesaplanan net yatırım tutarları ve mevzuattaki sınırlar dikkate alınarak gerçekleştiriliyor. Olağanüstü tasfiye kapsamındaki ödemelerde, ilgili kurallar çerçevesinde fon başına 1 milyon liralık üst sınır uygulanıyor.

Haksız veya fahiş kazanç elde ettiği tespit edilen ve mevzuat kapsamında ödeme dışında bırakılan yatırımcılar ise bu ödemelerden yararlanamayacak.

8. Fon krizine rağmen yatırım fonlarından korkulmalı mı?

Yatırım fonlarının tamamını aynı risk düzeyinde değerlendirmek doğru değil. Fonların riskleri, yatırım yaptıkları varlıklara, portföy yoğunlaşmasına, likidite durumuna ve yönetim stratejilerine göre değişiyor.

Bu nedenle yatırımcıların yalnızca geçmiş getirilere bakarak karar vermemesi gerekiyor. Benzer fonlardan çok daha yüksek getiri sağlayan bir fonun hangi varlıklara yatırım yaptığı, bu getiriyi nasıl elde ettiği ve risk düzeyi dikkatle incelenmeli.

Fonun izahnamesi, yatırımcı bilgi formu, portföy dağılımı ve risk değeri değerlendirilmeden yatırım kararı verilmemeli.

Özellikle likiditesi düşük varlıklara yoğunlaşan fonlarda, yatırımcıların istedikleri anda çıkış yapamayabileceği göz önünde bulundurulmalı.

9. Fon piyasasında bundan sonra ne olacak?

Kriz sonrasında düzenleyici kurumların gözetim ve denetim mekanizmalarını güçlendirmesi, benzer sorunların yeniden yaşanmaması açısından önem taşıyor.

SPK’nın tasfiye ve ödeme süreçlerine ilişkin düzenlemeleri yürürlüğe girerken, fonların yönetimi, şeffaflığı ve piyasa işlemlerine ilişkin yeni yapısal düzenlemelerin de gündeme gelmesi bekleniyor.

Uluslararası endeks sağlayıcısı MSCI’nın Türkiye piyasasına yönelik değerlendirmeleri de yakından izleniyor. Piyasa şeffaflığı, fiili dolaşım oranları ve koordineli işlemlere ilişkin endişeler, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar nezdindeki konumu açısından önem taşıyor.

Yetkili kurumların açıklamalarına göre, benzer sorunların tekrar yaşanmaması amacıyla yeni yasal düzenlemelere ilişkin çalışmalar da sürdürülecek.

10. Kriz, ekonomiyi ne kadar etkiledi?

Bakan Şimşek yatırım fonlarındaki sorunun sistemik bir risk yaratmayacağını söyledi. Ancak bu ekonomiye hiçbir etkisi olmadığı anlamına gelmiyor. Fon krizinin likidite krizine evrilmesi borsadaki kayıpların yanı sıra özellikle özel sektör tahvillerinde bir endişe yarattı.

Sıkı para politikası nedeniyle tahvil ihraçları şirketlerin son yıllarda oldukça artmıştı ve fonlar da bu tahvillerin en büyük müşterilerindendi. Şimdi alıcı tarafında yaşanan sıkıntı tahvillerde satışları tetiklediği gibi tahvil ihraç eden şirketlerin ödemelerini yapamayıp temerrüt kararları açıklamasına neden oldu. Bunun yanı sıra reel sektörden de sorunlara ilişkin talep artıyor çünkü çoğu şirketin tasfiye halindeki fonlarda olmasa da fon yatırımları var.

Satışlar çıkışlar ve fon portföylerindeki varlıkların değerlerinde yaşanan düşüşler bu şirketlerin finansal durumunu negatif etkiliyor.

Her ne kadar özel sektör tahvillerinde ödeme için kullanılan kredileri TCMB’nin bankalara getirdiği büyüme sınırlarından istisna olduğunu açıklasa da bankacılık sektörünün bu konuda iştahlı davranması beklenmiyor. İç talepte dezenfl asyon sürecinde yaşanan yavaşlama fon krizi sonrası daha belirginleşebilir ve bu ekonomik büyümede negatif bir kalem olarak öne çıkabilir. 

(Ekonomim)

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu