DünyaMakaleler

WSJ’den dikkat çeken Türkiye yorumu: “İran’dan sonra Ankara kontrol altında tutulmalı”

ABD merkezli The Wall Street Journal’da yayımlanan bir analiz yazısı, İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının gölgesinde bölgedeki güç dengesi tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Yazıda, İran’ın zayıflaması halinde Ortadoğu’da oluşabilecek güç boşluğunda Türkiye’nin rolüne dikkat çekilerek, Türkiye’nin “kontrol altında tutulması gerektiği” yönünde tartışmalı bir değerlendirme yer aldı.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü askeri operasyonların ardından kaleme alınan analizde, İran’ın bölgesel etkisinin zayıflatılması durumunda ortaya çıkacak jeopolitik boşluğun yeni güç mücadelelerine yol açabileceği ifade edildi. Yazıda özellikle Türkiye’nin son yıllarda izlediği bağımsız dış politika nedeniyle bölgesel etkinliğini artırdığına dikkat çekilerek, Washington ve Tel Aviv’in bu yeni güç dengesini dikkate alması gerektiği savunuldu.

Analizde, İran’ın etkisinin azalması halinde Ankara’nın Orta Doğu’da daha belirleyici bir aktör haline gelebileceği ileri sürülürken, bu durumun ABD’nin bölgesel stratejileri açısından yeni bir denge politikasını zorunlu kılabileceği öne sürüldü. Yazıda, “İran’ın oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmaya çalışırken, bölgede yeni ve güçlü bir rakibin ortaya çıkmasına izin verilmemeli” değerlendirmesine yer verildi.

Söz konusu yorum yazısında Türkiye’nin son yıllarda Batı ittifakıyla zaman zaman farklılaşan politikalar izlediği de vurgulandı. Ankara’nın özellikle bölgesel krizler, enerji politikaları ve savunma alanındaki adımları nedeniyle ABD dış politikasından daha bağımsız bir çizgi izlediği ifade edildi.

İsrail yanlısı gazeteci ve ABD Savunma Bakanlığı ile ortaklıkları olan Yakın Doğu Stratejik Çalışmalar Merkezi Genel Müdürü Bradley Martin tarafından kaleme alınan yazıda şu ifadeler yer alıyor:

“İran’ın oluşturduğu bölgesel tehdidi etkisiz hale getirirken, ABD ve İsrail, Türkiye’nin onun yerini almamasını sağlamalıdır.

Irak savaşından sonra İran, Saddam Hüseyin’in bıraktığı iktidar boşluğunu kullandı. İran, İslam Devrim Muhafızları teröristlerini sınırın ötesindeki Şii cihatçı grupları eğitmek için göndererek ABD’yi maliyetli bir işgale sürüklerken, İran’ın bölgesel etkisini genişletti.

Başkan Trump cumartesi günü yaptığı açıklamada, “İran güçleri Irak’ta yüzlerce Amerikan askerini öldürdü ve sakat bıraktı” dedi. “Rejimin vekilleri, son yıllarda Orta Doğu’da konuşlanmış Amerikan güçlerine, ABD donanma ve ticaret gemilerine ve uluslararası nakliye hatlarına sayısız saldırı düzenlemeye devam etti.”

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını uluslararası hukukun “açık bir ihlali” olarak eleştirdi. Erdoğan ayrıca, İran’ın eski dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in ölümünden “üzüntü duyduğunu” söyledi.

Ülkesinin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün önemli bir üyesi olan Erdoğan, ocak ayındaki protestolar sırasında hayatını kaybeden binlerce masum İranlıya hiçbir sempati göstermedi. Türk hükümetinin, Türkiye’de İran rejimine karşı protesto eden kişilerin tutuklanması konusunda Tahran ile işbirliği yapmayı kabul ettiği bildirildi. NewsNation’ın haberine göre, tutuklananlardan bazıları daha sonra İran’da idam edildi.

Erdoğan, İslam dünyasına liderlik etmek istiyor ve kendisini İslam’ın koruyucusu, bir tür modern Osmanlı sultanı olarak görüyor. Bu, Türkiye’nin İran konusunda NATO için neden kötü bir ortak olduğunu açıklıyor. Ankara’nın 2012 yılında İran’a, İsrail için casusluk yapan ve İran’ın nükleer silah programı hakkında bilgi toplayan 10 İran vatandaşının kimliklerini ifşa ettiği bildirildi. İsrail Mossad’ın eski başkanı Danny Yatom, bu olayı İran’ın nükleer programı hakkında istihbarat toplamaya çalışan Batılı kurumlara yönelik büyük bir darbe olarak nitelendirdi.

2015 yılında ABD öncülüğündeki Delta Force’un İslam Devleti’nin mali işler sorumlusu Abu Sayyaf’ın bulunduğu tesise düzenlediği baskında, terör örgütü ile Türk yetkililer arasında inkar edilemez bağlantılar ortaya çıktı. O dönemde IŞİD, karaborsada petrol satarak ayda milyonlarca dolar kazanıyordu.

Türkiye, Suriye mülteci krizini de Avrupa Birliği’nden tavizler koparmak için kullandı. Buna örnek olarak, AB’nin Ankara’nın bloğa düzensiz göçü durdurma taahhüdü karşılığında Türkiye’ye 6 milyar avro yardım sağlamayı kabul ettiği 2016 AB-Türkiye anlaşması ve Erdoğan’ın Türkiye’nin artık mültecilerin Avrupa’ya girişini engellemeyeceğini açıkladığı 2020 sınır krizi verilebilir. Yunanistan hükümeti bu eylemi “şantaj diplomasisi” olarak nitelendirdi.

NATO, Türkiye ile ilişkisini sürdürmeli mi? İran rejimi düştükten sonra Orta Doğu’daki rolü ne olmalı? Bu soruları değerlendirirken ABD, Türkiye’nin ABD dış politikasına karşı çıktığını ve müttefikleri için baş ağrısı olduğunu unutmamalıdır.”

(HalkTV.com)

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu